Kürt Meselesi Çözülürken



Kürt Meselesi Çözülürken


Kürt Meselesi Nasıl Çıktı?

Öncelikle Kürt meselesini daha iyi anlamak için Kürtlerin Osmanlı Daveti’ndeki idari ve sosyal yapılarına bakmakta fayda var.

Kürtler Osmanlı Devleti’nde yarı özerk bölgeler şeklinde Mirler(Bey) tarafından olmak üzere kısmen kendi kendilerini yönetiyorlardı. Tarihsel süreç içerisinde bu bölge daha çok coğrafik nedenlerden dolayı gerçek anlamda hiçbir devletin hâkimiyetine tam olarak geçmemiştir. Osmanlı Devleti Kürt ve Kürdistan kavramlarını kullanmakta hiçbir beis görmemiştir. Hatta Osmanlı devleti’nde bölgenin adı Kürdistan eyaleti olarak, bastırılan haritalarda da yer almıştır. Osmanlı Devleti döneminde de Kürt isyanlarını görmekteyiz ancak bunlar daha çok idari problemler, vergi meseleleri ve merkezi hükümete asker verme konuları ile ilgili isyanlardır.

Mesela 1842’de çıkan Bedirhan isyanının ana nedeni 2. Mahmut döneminde kurulan sekban-ı cedid ordusuna Kürdistan diye tabir edilen bölgeden de asker toplanması ve o dönemin Kürt yöneticilerinin bundan, fazlasıyla rahatsız olmalarıdır. Bunun üzerine1842’de Bedirhan Bey Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan ederek bugün ki Van, Siverek, Viranşehir, Musul ve Urmiye’ye kadar hâkimiyet alanını genişletmiş ve kendi adına para bastırmıştır. Ancak 1847’de yeğeni Yezdan Şer’in Osmanlı devleti’yle işbirliği yapması sonucu Osmanlı Devleti tarafından yenilmiştir. Ve ilginçtir isyanı bastırtanlara da takılan madalyanın adı Kürdistan madalyasıdır. Yine bu dönemde çıkarılan bir kanunname ile 20 Cemaziyülevvel 1263 (1846) tarihinde Kürdistan Eyaleti resmen kurulmuştur. Maarif Vekâleti’nin yayınladığı 8 Aralık 1925 tarihli "Türk Birliğini Parçalamaya Çalışan Cereyanlar" başlıklı bildiriyle diğer bütün etnik takılarla oluşturulan yerel adlar gibi "Kürdistan" da resmi kullanımdan kaldırılmıştır.

Yukarıdaki örnekte de görüldüğü üzere Osmanlı Devleti döneminde, Kürtler kısmen özerk bir yapıya sahipti.1846’da da Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölge Kürdistan Eyaleti olarak adlandırılıyordu. Bu dönemde çıkan isyanların temelinde de genellikle atanan idarecilerin beğenilmemesi, asker toplama, vergi vb. nedenler gibi milliyet unsuruna dayanmayan faktörler vardır.

1789 tarihinde Fransız Devrimi ile dünyaya yayılan akımlardan bir tanesi ve bizim gibi çok uluslu imparatorluklar için elbette ki en önemlisi ‘Milliyetçilik’ akımı olmuştur. Nitekim milliyetçilik akımı en fazla çok uluslu imparatorluk olan Osmanlı Devleti ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu etkilemiştir. Osmanlı Devleti de bu tarihten sonra merkezi otoritenin zayıflaması ve dünya dengelerinin Osmanlı aleyhine değişmesi sonucunda bir dağılma sürecine girmiştir. Milliyetçilik akımının etkisiyle Osmanlı Devleti’ndeki birçok unsur Osmanlı Devleti’ne isyan ederek kendi ulusal devletini kurmuştur.(Yunanistan-Bulgaristan-Arnavutluk- Romanya –Sırbistan-Karadağ vb.)

Bu gelişmeler olurken (yani Osmanlı İmparatorluğu dağılırken) Türkler ve diğer Müslüman olan unsurlar arasında da milliyetçilik fikri gelişmeye başlamıştır. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nde belki de milliyetçilikleri en son gelişen Türkler ve Kürtler olacaktır.

Hatta Osmanlı aydınının kafası o kadar karışıktır ki önce Kürt milliyetçiliği tezini geliştiren bazı aydınlar daha sonra Türk milliyetçiliğinin de gelişmesinde rol oynamıştır. Mesela Ziya Gökalp bu aydınlardan biridir. Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları’nı yazmadan önce Kürtçülüğün Esasları’nı yazmıştır. Kendisi de Kürt olan Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliğinin fikir babası sayılmaktadır. Yazdığı Türkçülüğün Esasları isimli eser, Anadolu’daki Türk ulusçuluğunun ilk el kitabı mahiyetindedir ve hâlâ da ulusçuların manifestosu niteliğini taşır. Ziya Gökalp gençliğinde tanıştığı Abdullah Cevdet sayesinde ulusçu bir düşünceye eğilim göstererek yıllarını verdiği ilk kitabının adı ise Kürtçülüğün Esasları ve Kürt Lügatı’dir.

Bu kadar kritik bir süreçten geçerken tabiî ki İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin milliyetçilik üzerindeki etkisini unutmamak gerekir. İlk önce gizli bir cemiyet şeklinde kurulup, yurt içinde ve yurt dışında teşkilâtlanan, Abdülhamit Han’ı tahttan indirmek için Osmanlı ve İslâm düşmanlarıyla işbirliği yaparak komitacılık faaliyetlerinde bulunan İttihat ve Terakki, 1908 ile 1918 arasında yapılan seçimlerden 1908, 1912 ve 1914 senelerinde yapılan üç genel seçimi kazandı. İlk zamanlar Osmanlıcı ve İttihâd-ı Anâsırcı bir çizgi izlediği ve daha sonraki dönemlerde, bünyesinde Türk olmayanlara yer verdiği hâlde, Türkçü ve milliyetçi bir çizgi takip eder göründü. Doğrudan cemiyete ait ve bağlı gazeteler olarak Selanik’te çıkan İttihat ve Terakki, Hürriyet, Rumeli, İstanbul’da yayınlanan Tanin ile Şûrâ-yı Ümmet gazetelerinin yanında bağımsız fakat İttihat ve Terakkinin destekçisi hüviyetindeki Tasvîr-i Efkâr, Tercümân-ı Hakîkat gazeteleri ile fırkaya eğilimli İstiklâl, Hak, Hâdisât, Vakit gazeteleri yanında Kalem, Karagöz ve haftalık Şûrâ-yı Ümmet gibi mîzâh gazeteleri; Türkçülere âit yayın organlarından; Türk Yurdu, İslâm Mecmûası, Yeni Mecmûa İttihat ve Terakkinin fikirlerini desteklediler.

Talat, Saîd Halîm, Enver, Cemâl, Halil ve Nûri paşalar, Babanzâde İsmâil Hakkı, Seyid, Hacı Âdil, İsmâil Hakkı, Hüseyin Câhid (Yalçın), Ahmed Rızâ, Halil (Menteşe), Ziyâ (Gökalp), Midhat Şükrü (Bleda), Ömer Nâci, Ahmed Şükrü, Dr. Nâzım, Câvid, Bahaaddîn Şâkir, (Kara) Kemâl, (Küçük) Talat beyler ve Hâfız İbrâhim, Emrullah, Hayri, şeyhülislâm Mûsâ Kâzım efendilerle Emanoel Karaso ve Hallaçyan gibileri İttihat ve Terakkinin ileri gelen elemanlarındandı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti gibi cemiyetler sayesinde Türk milliyetçiliği ve tabiî ki buna paralel olarak Kürt milliyetçiliği gelişmiştir.

Dağılmakta olan koskoca bir imparatorluktan geriye sınırları Misak-ı Milli ile çizilen bugün ki topraklarımızda ağırlıklı olarak Türkler ve Kürtler kalmıştır. Milliyetçilik akımının bu iki unsur içerisindeki gelişimi oldukça geç ve yavaş olmuştur. Tabi burada iki unsurun mensup olduğu İslam Dini’nin etkisi oldukça büyüktür.

Mustafa Kemal Atatürk de dikkat edilirse cumhuriyet daha kurulmadan ve kurulduğu ilk yıllarda İslami argümanlar ile Türk ve Kürt kardeşliğini her defasında ön plana çıkarmış ve milli mücadele döneminde Türklerle Kürtlerin birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu defaatle vurgulamıştır.

Ancak Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında bu tür söylemler ağırlıklı olarak kullanılırken özellikle 1925 Şeyh Said isyanından sonra bu kardeşlik söylemleri yerini daha katı bir Türk milliyetçiliğiyle harmanlanmış söylemler ve uygulamalara bırakacaktır.

Aslında Türklerle Kürtleri bir arada tutan ve iki unsuru birbirlerine bağlayan en önemli ve en temel unsur İslam kardeşliğiydi. Ne zaman ki İslam kardeşliği zayıflayıp ve yeni uygulamalarla Kürtler ile Türklerin manevi bağları zayıflayınca asıl problemler ortaya çıkmaya başlamıştır.

Daha sonraki dönemlerde çıkan Kürt isyanlarının sebebi olarak sadece Kürt milliyetçiliği kavramını söylersek yanlış yapmış oluruz. Nitekim bu isyanlara baktığımızda (PKK olayı hariç) çıkan isyanların tamamının aynı zamanda dini ve sosyal sebeplerden de kaynaklandığı görülecektir. Zira din kavramı iki toplumu birleştiren, kaynaştıran ve tabiî ki bütünleştiren en temel olgudur. Ortak değerler içerisinde en temel kavram budur.

Dini bağlar zayıflayınca milliyetçilik fikirleri ve ulusalcılık ön plana çıkmaya başladı. Oysaki İslam Dini’nde de menfi milliyetçilik (ırkçılık) kesin olarak men edilmiştir. Şu ayetlerde de("Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için uluslara, kabilelere ayırdık" (el-Hucurât, 49/13). Bütün bu uluslar, kabileler içinden Allah’ın öngördüğü inanç çevresinde toplananlar birbirlerinin kardeşidirler ve soyları, dilleri, renkleri ne olursa olsun, tek bir ümmet, tek bir millet oluştururlar: Muhakkak mü’minler kardeştirler" (el-Hucurât, 49/10). Allah yanında herhangi bir ulusun diğerinden, herhangi bir insanın diğer bir insandan doğal ve maddi nitelikleri nedeniyle bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük yalnızca bağlandığı inancın buyruklarını yerine getirme ve yasaklarından sakınma konusundaki titizlikten kaynaklanır: Allah yanında en üstün olanınız en muttaki olanınızdır" (el-Hucurât, 49/13).) görüleceği üzere ırkçılık, aynı zamanda toplumların felaketini de beraberinde getirmektedir.

Bu dönemde özellikle 1925’te çıkan Şeyh Said İsyanı’ndan sonra devlet Kürtleri kazanmak için yöntem ve metotlarını tamamen değiştirmiştir. Kürt ve Türk kardeşliği ve eşitliği ile ilgili konular tamamen rafa kaldırılmış ve bu anlayış 1990’lara kadar artarak katılaşmıştır. Özellikle 1925’lerden itibaren Türk kimliği vurgulanırken Kürtler ve diğer etnik unsurlar yok sayılmıştır.

Hatta resmi söylem Kürtlerin varlığını tamamen inkâr yoluna giderek Kürtlerin dağ Türk’ü olduğu ve Kürt kelimesinin karda yürürken çıkan kart-kurt sesinden ortaya çıktığı gibi safsatalar yıllarca resmi söylemi kuvvetlendirmek için üniversite hocaları tarafında anlatılmıştır.

Türkiye’nin Kürt politikasının temelleri 24 Eylül 1925 tarihli "Şark Islahat Planı" ile atılmıştır. Türkiye 5 Genel Müfettişlik bölgesine ayrılmıştır. 5’nci Genel Müfettişlik bölgesi şu illerden oluşmaktadır: Hakkâri, Van, Muş, Bitlis, Siirt, Genç (o zaman vilayet), Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek (o zaman vilayet), Elaziz, Dersim, Malatya, Ergani (o zaman vilayet). Bayezit vilayeti ile Pülümür, Kığı ve Hınıs kazaları programın uygulanmasına kadar geçici olarak 5. Müfettişlik emrinde bulunacaktır.
Bundan sonra kademeli olarak o dönemde sıkıyönetim, sonraları ise OHAL ile bölgenin sürekli baskı altında tutulması izleyecektir. Zorunlu göçlerle bölgeden batıya batıdan da bölgeye göçler yaptırılması, Kürtçe konuşanların cezalandırılması( O dönemde çıkarılan bir kanun ile Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişkezek, Ovacık, Hısnımansur, Besni, Arga, Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçeden başka dil kullananlar hükümet ve belediyenin emirlerine aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılmıştır) vb. uygulamalarla Kürtler sürekli ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüş, sürekli devletten ve devletle yakınlaşmaktan uzaklaştırılmıştır.

Ve… Kürt Meselesi Çözülürken:

Şimdiye kadar uygulanan yanlış politikalarla devasa bir problem haline gelen Kürt meselesinin çözülüyor olması elbette ki heyecan verici bir durum oluşturmaktadır. Demokratikleşme süreciyle Türkiye’nin bu problemlerin üstesinden geldiğini görüyoruz

Bütün bu süreçlerden sonra Türkiye’de ancak tam bir demokratikleşme ile sorunların çözüleceği kanaati devlet erki tarafından kabul görmüştür.

Demokratikleşme çalışmalarının ilk başlangıcı Turgut Özal dönemine dayanır. Bu dönemde ilk defa Kürt kavramı ve Kürtçe yarı serbest olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bu alanda çok da bir ilerleme olmadan Turgut Özal vefat etmiştir. Özal’ın vefatıyla bu süreç kesintiye uğramış. Ancak 2000’li yıllarda artık bu problemlerle Türkiye’nin yüzleşmesi gerektiği yine devlet erki tarafından daha da yüksek sesle ifade edilmiştir. Biz bu kadar küçük bir problemi olabildiğince büyütüp daha sonra çözme yoluna gitmeyi tercih etmişiz. Ancak bu bizim başta Kürt meselesi ve diğer meselelerimizi çözemeyeceğimiz anlamına gelmez. Özellikle Erdoğan hükümetleri tarafından genelkurmay ve diğer devlet erklerinin de desteğiyle(en azından engel olmamasıyla) bu problemlerin çözülmekte olduğunu görüyoruz. Türklerle Kürtlerin birbirine bundan sonra daha da bağlanıp yekvücut olarak hareket etmesi Türkiye’nin dünya muvazenesindeki yerini daha da kuvvetlendirecektir.
.

Kürtler yaklaşık bin yıldır Türklerle beraber olarak bu coğrafyada yaşıyor. Ve milliyet hariç onlarca belki yüzlerce ortak paydası bulunuyor. Bu iki toplum bir birine o kadar kenetlenmiş ki bu kenetlenmeyi onca iç ve dış etkene rağmen yüzyıldır hiçbir güç ayrıştıramamıştır. Dikkat edilirse bütün bu saydığımız problemler devam ederken dahi bu iki toplum günlük yaşantısına devam etmiş, kız alıp vermiş ve bütünleşmeye de devam etmiştir. Bundan sonra da devam edecektir. Yalnız bizim de hatalarımızı görüp evdeki ekmeği eşit bir şekilde paylaşan kardeşler olmayı kabul etmemiz gerekiyor. Ancak böyle bir durumda biz bütünleşebilir ve kardeşliğimizi de daha da pekiştirebiliriz.

İşte bu bağlamda önümüze çok güzel bir fırsat çıkmıştır. Türkiye eğer bu fırsatı iyi değerlendirirse biz bu problemi ve diğer bütün problemlerimizi çözer ve dünya dengelerini yine ve yeniden değiştiren bir güç oluruz. Aksi halde olduğumuz yerde debelenip durur ve her geçen gün kaybedenin Türkiye ve dolaysıyla biz Türkler ve Kürtler olduğunu görürüz.

Demokratikleşme ile Türkiye daha da yaşanabilir bir ülke olacak ve her kesin halinden memnun olduğu bir standarda yükselecektir.

Elbette ki kolay değil tam tersi çok zor bir süreçten geçiyoruz. Eğer bu kadar büyük bir problemi çözmek istiyorsak biraz zorluklarla karşılaşacağız. Ancak unutulmamalı ki bu toplum nice badirelerle karşılaşmış ve hepsinin üstesinden gelmiştir. Dolaysıyla bu meselemizi de halledebiliriz.

Gelecekten ümitvar olmak lazım. Yakın dönem atalarımız bize iyi bir gelecek bırakmadı fakat biz çocuklarımıza daha yaşanır bir ülke ve gelecek bırakabiliriz.

Evet… Var mısınız bu ortak geleceği birlikte kurmaya?




Yücel Demirtaş
(Tarihçi-Yazar)





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

EDİTÖR:YÜCEL DEMİRTAŞ
 
..................
Reklam
 
GAZETELER
 


İLÇEM HABER GAZETESİ
 
form name="webCI">
ZİYARETÇİ SAYISI
 
AĞRI-ELEŞKİRT- YAYLADÜZÜ BELDESİ- TASARLAYAN :YÜCEL DEMİRTAŞ ZİYARETÇİ SAYISI
AYIN ŞİİRİ
 

"
''KAN AĞLIYOR''
Yer ve gök kan ağlıyor, Ağıtlar yakılıyor her tarafta. Hüzün tohumları saçılmış, İnsanlar çaresiz ve yorgun, Kan ağlıyor yer ve gök.
Yırtılmış demir perdeler, Namus ayaklar altında. Hakka kapanmış tüm gönüller, Ve… Haya kalmamış insanlarda Kan ağlıyor yer ve gök
Her tarafta kan ağlıyor insanlık, Kosova, Bosna, Irak ve Afganistan. İnsanca yaşamak için harcanıyor insan. Her tarafa kan ve barut kokusu yayılıyor. Kan ağlıyor yer ve gök. ...
Hayaller prangalı, Bin bir ızdırap yüklü sineler. Çocuklar çaresiz, anneler kırgın. Genç delikanlılar yorgun mu yorgun, Kan ağlıyor yer ve gök.


Dayan Bosnalım, dayan Kosovalım, Dayan Afganım, Iraklım, Habeşim. Kan ağlayışın duracaktır elbet! Heyhat! unutulur mu senin davan. Kan ağlıyor yer ve gök
Kutsal olmasaydı çekilen çileler, Katlanır mıydı çilelere yüce PEYGAMBER. Ve… Yeniden yaşamak için GÜL DEVRİ’ni Kan ağlıyor yer ve gök
25 Nisan 1999 Yücel DEMİRTAŞ

ı

(---)

---------------------
 
Bugün 20300 ziyaretçi (34892 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
......................... BetüL Fm İstek Paneli, İstek, İstek Paneli, Radyo İstek, Radyo BetüL İstek Hattı, SanaL Radyo İstek, İstek İste